Logo
Logo

Şeffaf Bülten 1. Sayı

Sürdürülebilirlik, yenilik ve performansı bir araya getiren düz cam çözümlerimizi ve mimari tasarıma yön veren projelerimizi bu bültende bulabilirsiniz.
Şeffaf Bülten 1. Sayı

Düz Cam

 

7.05.2026

JW Marriott Istanbul Marmara Sea projesinde tasarım süreciniz hangi bağlamsal ve kavramsal girdilerle başladı? İlk tasarım fikrini oluşturan temel yaklaşım neydi ve bu çerçevede kütle organizasyonu, mekânsal kurgu ve yapı–çevre ilişkisini belirleyen kritik tasarım kararları hangileriydi?


Projenin ana kurgusu, SeaPearl yerleşkesinin kalbinde konumlanan otel–rezidans yapısının kent ve suyla kuracağı ilişki üzerinden şekillendi. Ataköy’ün modern kent belleği ve Marmara Denizi ile kurduğu güçlü bağ, tasarımın en önemli bağlamsal girdisini oluşturdu.


Yüksek nitelikli rezidans yaşamını ve üst segment otel hizmetini bir arada bulunduran proje, tek kütle etkisini koruyan iki ayrı bina olarak ele alındı. İstanbul’un birbirine yaklaşan iki yakasına gönderme yapacak biçimde, arasından Marmara Denizi’ne bakılan iki parçalı bir kurgu düşünüldü.


İki binadan oluşan bu yapıyı, zaman zaman İstanbul’a çöken sis hissi veren, modernize edilmiş Selçuklu motifinden türetilmiş görkemli bir dantel strüktürle bir araya getirme fikri, projenin temel kavramsal kararlarından biri oldu.


Kütle organizasyonunda sakin ve güçlü bir sadelik hedeflenirken, giriş aksında ilk adımdan itibaren suyla buluşma kurgulandı; bu etki lobide sürdürülerek denizle görsel bütünlük sağlandı.

Görsel
Görsel
Görsel

Denizle doğrudan kurulan güçlü görsel ilişkinin yanı sıra yoğun güneş ışığı ve yansıma koşullarının etkili olduğu bu projede, cephe camlarının performans kriterleri (ısı ve güneş kontrolü, geçirgenlik vb.) iç mekân konforu ile manzara sürekliliği arasında nasıl optimize edildi?

Denizle kurulan güçlü görsel ilişki ve %100’e yakın manzara hedefi, geniş cam yüzeyleri zorunlu kıldı. Ancak su yüzeyinden gelen yoğun yansıma ve güneş ışığı, cephe performansını kritik hale getiriyor. Bu nedenle cam seçiminde temel hedefimiz; manzara sürekliliğini korurken iç mekân konforunu maksimum düzeyde sağlamak oldu.


Isı kontrolü, güneş kazancı ve ışık geçirgenliği birlikte değerlendirildi. Günün farklı saatlerinde değişen ışık koşullarına rağmen iç mekânlarda dengeli bir aydınlık ve termal konfor sağlanması için yüksek performanslı ısı ve güneş kontrolü camları tercih edildi. Böylece kullanıcılar için perde arkasına çekilmeden manzarayla kurabilecekleri bir ilişki sağlandı; aynı zamanda parlamanın ve ısınmanın önüne geçilebildi.


Şişecam Duosol T 70 One gibi etkin ısı ve güneş kontrolü sunan cam sistemlerinin, su temalı cephe kurgusu ve sade–lüks mimari dil ile ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Su teması ve sade–lüks mimari dilin belirleyici olduğu projede cephe, manzara ile kurulan görsel ilişkiyi kesmeden çalışan bir yüzey olarak ele alındı. Şişecam Duosol T 70 One gibi yüksek ısı ve güneş kontrolü sağlayan cam sistemleri, iç mekân konforunu korurken geniş açıklıkların hafif ve rafine bir etkiyle çözülmesine olanak tanıdı.


Cephe tasarımının ana ögesi olan dantel strüktür ise hem içten hem dıştan mekâna değer katan bir tasarım elemanı olarak kurgulandı. Cam ile birlikte çalışarak denizle kurulan görsel sürekliliği destekleyen bu katman, “görkemli ama abartısız” mimari yaklaşımı teknik performansla tamamlayan bütüncül bir cephe dili oluşturdu.


Bu projede cam, yalnızca şeffaflık sağlayan bir eleman olmanın ötesinde, tasarlanan mekânlarda doğal ışığı filtreleyen ve manzara ile ilişkiyi yöneten aktif bir tasarım aracı olarak nasıl konumlandı?

Projede cam, özellikle otel lobisinde dantel strüktürle birlikte çalışarak mekân ile deniz arasındaki görsel bütünlüğü kuran temel elemanlardan biri olarak ele alındı. Giriş aksında suyla başlayan karşılaşma, dantel strüktürün filtrelediği ışık ve geniş cam yüzeyler üzerinden lobide devam ettirilerek deniz manzarasıyla süreklilik sağlandı. Cam ve dantel katmanın birlikteliği, iç ve dış atmosferi tek bir mekânsal deneyimde birleştiren ve kullanıcıyı suyla görsel olarak sürekli temas halinde tutan bir ara yüz oluşturdu.


Güncel cam teknolojilerinin sunduğu ısı ve güneş kontrolü sayesinde enerji verimliliği olanakları düşünüldüğünde, JW Marriott Hotel Istanbul Marmara Sea projesinde tercih edilen cam çözümlerinin, denize sıfır konumlu ve premium ölçekli yapılar için geleceğe nasıl bir mimari ve teknik referans sunduğunu düşünüyorsunuz?

JW Marriott Istanbul Marmara Sea projesinde kullanılan cam çözümleri, denize sıfır ve premium ölçekli yapılar için önemli bir mimari ve teknik referans sunuyor. Bu ölçekteki projelerde manzara, tasarımın temel değerlerinden biri; ancak bu değerin sürdürülebilir ve konforlu şekilde kullanılabilmesi için yüksek performanslı cephe teknolojileri gerekiyor.
Projede tercih edilen cam sistemleri; enerji verimliliği, güneş kontrolü ve kullanıcı konforunu birlikte ele alarak hem işletme performansını hem mekânsal kaliteyi destekledi. Bu yaklaşım, gelecekte benzer konumdaki otel ve rezidans projeleri için güçlü bir referans oluşturuyor.


Gelecekte camın mimarlık pratiğinde üstleneceği rolü nasıl öngörüyorsunuz ve projelere hangi yeni etkileri sunacağını düşünüyorsunuz?

Gelecekte camın mimarlık pratiğinde daha akıllı, daha duyarlı ve daha bütüncül bir rol üstleneceğini düşünüyorum. Enerji performansı yüksek, ışığı ve ısıyı yöneten, kullanıcı konforuna göre tepki verebilen cam teknolojileri tasarım sürecinin erken aşamalarından itibaren belirleyici olacak.


Özellikle suyla güçlü ilişki kuran projelerde cam, manzara ile konfor arasında kurulan hassas dengeyi sağlayan en önemli tasarım araçlarından biri olmaya devam edecek. Mimarlıkta camın rolü, yalnızca cephe elemanı olmaktan çıkarak mekânsal deneyimi ve sürdürülebilirlik hedeflerini birlikte yöneten aktif bir tasarım bileşeni olarak güçlenecek.

 

Projede Kullanılan Şişecam Ürünü: Şişecam Duosol T 70 One

Cam seçimi, çoğu zaman estetik ya da ambiyans odaklı bir tercih gibi düşünülse de aslında bina fonksiyonu, kullanıcı ve iklimsel değerler odağında oldukça teknik bir meseledir. Bu üçlü ilişki doğrultusunda farklılaşan ihtiyaçlara göre birçok farklı özellikte cam tercihi yapılabilir. Çünkü bu parametrelerin her biri camdan beklenen performansı doğrudan belirler. Şimdi bu teknik farklılaşmanın, 5 temel bina fonksiyonu üzerinden nasıl şekillendiğine tek tek bakalım:

 

1- Ticari Yapılar

 

Ticari/kiralanabilir yapılar dendiğinde aklımıza ilk olarak “Merkezi İş Alanları”ndaki çok katlı ofis yapıları gelir. Bu yapılarda kurumsal bir şeffaflığın yanı sıra enerji kontrolü, temsil ve güvenlik konuları ön plana çıkar. Yani gökdelenlerde kullanılan cam sistemleri, yalnızca şeffaflık sağlayan bir yüzey değil,

 

  • Cepheye etkiyen rüzgar yükleri,
  • Mevsimsel sıcaklık farkları,
  • Emniyet, güvenlik ve gürültü kontrolü, 
  • Enerji verimliliği gibi aşırı koşullara yanıt veren karmaşık bir mühendislik sistemi olarak görülür.

 

Modern ofis yapılarında tercih edilen cam türleri arasında; dış camda rüzgar yüklerine karşı mukavemet ve ısıl kırılmaya karşı direnç sağlayan temperli emniyet camları ile kamaşma ve parlama kontrolü ile birlikte etkin güneş ve ısı kontrolü de sağlayan Solar Low-E Camlar; iç camda ise güvenlik ve gürültü kontrolü sağlayan lamine ve akustik lamine cam (Şişecam SafeProtec ve Şişecam SoundProtec) yer alır. Çok farklı ihtiyaçları bütüncül olarak karşılamak günümüz cam teknolojisi sayesinde mümkün hale geliyor.

Görsel

2- Ulaşım Yapıları

 

Ulaşım yapılarında cam kullanımıyla öne çıkan önemli örnekler arasında havalimanları, otobüs terminalleri ve hızlı tren garları yer alır. Bu yapılarda da ticari yapılara benzer şekilde etkin enerji kontrolü, emniyet ve güvenlik ön plana çıkar. 

 

Örneğin İstanbul Havalimanı’nın cephe camlarında kullanılan Temperlenebilir Solar Low-E Cam (Şişecam Duosol T 58); tek bir kaplama ile sağladığı ısı ve etkin güneş kontrolü sayesinde soğutma ve ısıtma giderlerinden tasarruf sağlarken, geniş cam yüzeylerden iç mekanda giren ışığı kontrol ederek kamaşma ve parlama kontrolü de sağlar. Dış ve iç camlarda tercih edilen kısmi temperli lamine camlar sayesinde emniyet, güvenlik ve gürültü kontrolü ihtiyaçlarını da karşılar. Aynı zamanda, karbondioksit emisyonunu da azaltır.

 

3 - Eğitim Yapısı

 

Eğitim yapılarında cam kullanımında; doğal ışık ile verimlilik artışı, güvenlik ve gürültü kontrolü önem taşır. Yani cam, öğrenme ortamının niteliğini doğrudan etkileyen bir performans meselesi haline gelir.

 

Doğal ışık; öğrencilerin dikkat süresi, okuma konforu ve genel bilişsel performansı üzerinde olumlu etki yaratır. Bu nedenle eğitim yapılarında genellikle yüksek ışık geçirgenliğine sahip, parlama ve kamaşma kontrolü sağlayan, renk sadakati yüksek camlar tercih edilir.

 

Bununla birlikte eğitim yapılarında cam, güvenlik ve akustik konfor (Örn. Şişecam SafeProtec ve Şişecam SoundProtec) açısından da kritik bir rol oynar. Lamine güvenlik camları standart haline gelirken, sınıflar, koridorlar ve ortak alanlar arasında ses geçişini sınırlamak için katmanlı yapısı sayesinde gürültü kontrolüne çözüm sunan akustik lamine cam (Şişecam SoundProtec) tercih edilir.

Görsel
Görsel
Görsel


4 - Sağlık Yapısı

 

Sağlık yapılarında cam kullanımı alıştığımız ihtiyaçları karşılamanın yanı sıra neredeyse terapötik bir rol üstlenir. İç mekanın konfor seviyesini; ışık geçirgenliği, güneş, ısı ve gürültü kontrolü, manzaranın kolaylıkla izlenmesi, emniyet ve güvenlik gibi parametreler belirler. Glass for Europe tarafından insan sağlığı ile doğal ışık alan yapılar arasındaki ilişkiyi ele alan bir araştırmaya göre, doğal güneş ışığı alan sağlık yapılarında hastaların, daha az ağrı kesici ile daha kısa sürede iyileşebildiği tespit edilmiş.

 

Cam kırılması halinde insana zarar vermeyecek şekilde dağılmadan bütünlüğünü koruması sağlık yapılarında çok önem taşıdığı için Lamine (Şişecam SafeProtec) güvenlik camları önemli rol oynar. Güvenlik ile birlikte özellikle şehir içinde artan gürültünün iç mekana geçişini daha da iyi kontrol edebilen Akustik Lamine (Şişecam SoundProtec) de hasta odalarında gürültüyü kontrol altına alarak iç mekan konfor seviyesinin iyileşmesine katkı sağlar. Tüm bu parametreler nitelikli şekilde uygulandığı durumlarda cam; doğrudan iyileşmeyi destekleyen bir çevresel faktöre dönüşür.


5 - Konut

 

Hayatımızın merkezinde yer alan konut yapılarında cam kullanımı, kişinin yaşamını temelden etkiler. Işık ve manzara odağında değerlendirilse de aslında günlük yaşam konforunu belirleyen teknik bir bileşen olarak ele alınmalıdır. Konutlarda, camın doğal ışığı iç mekana alırken, kışın ısı kayıplarını, yazın ise aşırı ısınmayı kontrol altına alması amaçlanır. Bu nedenle iklimsel koşullara göre soğuk iklimlerde; Low-E ısı kontrol kaplamalı çift cam veya dış ve iç cam ünitesinde, Low-E ısı kontrol kaplamalı cam içeren üç camlı yalıtım camları tercih edilir. Sıcak ve karasal iklimlerde ise dış cam olarak; ısı ve güneş kontrolünü tek bir kaplama ile sağlayabilen, Solar Low-E camın yer aldığı çift camlı veya dış cam ünitesinde Solar Low-E, iç cam ünitesinde ise Low-E cam içeren üç camlı yalıtım camları tercih edilir. Sıcak iklimlerde ve yoğun güneş alan cephelerde daha kontrollü ışık geçirgenliği ve daha etkili güneş kontrolü sağlayan Solar Low E camların tercih edilmesi uygun olur.

 

Aynı zamanda, mahremiyet ve güvenlik de cam kullanımı açısından büyük önem taşır. Geniş açıklıklar ve yerden tavana uzanan cam yüzeyler; görsel ferahlık sağlasa da kontrolsüz kullanıldıklarında güvenlik riski yaratabilir. Bu nedenle cam korkuluklarda ve geniş açıklıklarda, lamine güvenlik camları kullanılması gereklidir.


İç mekanda konfor seviyesini belirleyen önemli parametrelerden biri gürültü kontrolü olduğu için lamine ve akustik lamine camlar içeren cam çözümleri ile gürültüyü dışarıda bırakmak mümkün hale gelir. Konutlarda manzara gibi belirleyici bir faktörün olduğu durumlarda; içe yansıtma değeri düşük olan, daha yüksek ışık geçirgenliğine sahip, güneş ve ısı kontrolünün yanı sıra emniyet, güvenlik ve gürültü kontrolü sağlayabilen cam çözümleri birlikte tercih edilir.

Görsel

Yazgan Tasarım Mimarlık tarafından tasarlanan proje, Amahoro Ulusal Stadyumu’nun (Kinyarwanda dilinde “Barış Stadyumu” anlamına gelen Stade Amahoro) mevcut yapısının yenilenmesini kapsamakta olup, mevcut 25.000 seyirci kapasitesinin 45.000 kişilik çok amaçlı bir stadyuma dönüştürülmesini hedefliyor.


Yeni Amahoro Stadyumu, Ruanda’nın en büyük stadyumu olma niteliğini taşıyacak şekilde; FIFA ve IAAF kriterlerine uygun, uluslararası standartlarda futbol ve atletizm organizasyonlarına ev sahipliği yapacak biçimde tasarlanmış. Spor etkinliklerinin yanı sıra konserler ve kamusal organizasyonlara da hizmet verebilecek çok işlevli bir spor merkezi olarak kurgulanmış. Bu proje ile eş zamanlı olarak, mevcut stadyumun güneybatısında konumlanan Petit Stade ve Paralimpik Jimnastik Salonu da yenilenmiş.


Her ülke ve kent, kendine özgü yerel bir doku ve benzersiz koşullar barındırır; geleneksel mimari de bunun bir yansıması. Afrika yerel mimarlığı, yerel malzemelerin kullanımı ve geleneksel tekniklerden beslenen yaklaşımıyla öne çıkıyor. Amahoro Stadyumu’nun tasarımı Ruanda’nın yerel kültürünün geometrik referanslarına dayanıyor. Duvarlara, çömleklere ve tuvallere uygulanan spiral ve geometrik motifleri içeren “Imigongo”, bu referansların en önemlilerinden. 


Proje kapsamında yenilenen stadyumun cephe tasarımında, bu zengin kültürel mirasa ait desenler referans alınmış. Ayrıca, stadyumun hemen yanında konumlanan ve 10.000 seyirci kapasiteli çok amaçlı spor salonu Kigali Arena’nın cepheleri de Imigongo desenleriyle tasarlanmış. Farklı ölçeklerdeki yapıların cephelerinde benzer dil, renk ve dokunun kullanılması, spor kompleksinin bütüncül bir mimari kimlik altında birleşmesini sağlıyor.

Görsel
Görsel
Görsel

Amahoro Stadyumu projesi aşağıdaki yapı ve işlevleri içeriyor.:

 

  • 45.000 seyirci kapasiteli Futbol ve Atletizm Stadyumu (Ulusal Amahoro Stadyumu) ile restoranlar ve spor mağazalarını içeren ticari alan.
  • Kapalı spor salonu ve Paralimpik sporlar için tasarlanmış kapalı alan.
  • Toplam 2.128 araç kapasiteli otopark alanları. Bu otoparklar; genel seyirci, MIP, VVIP ve VIP, takımlar, sporcular, basın, yönetim birimleri ve Petit Stade kullanımı için stadyum çevresine yerleştirilmiştir.
  • 4 kulvarlı atletizm pistini ve ısınma alanını içeren futbol antrenman sahası ile birlikte 2 adet basketbol ve voleybol antrenman sahası.

 

Projede Kullanılan Şişecam Ürünü: Şişecam Duosol T 58


Proje Künyesi:

  • Proje Yeri: Kigali, Ruanda
  • Proje Ofisi: Yazgan Tasarım Mimarlık
  • Tasarım Ekibi: Kerem Yazgan, Begüm Yazgan, Evrim Güven
  • Proje Yöneticisi: Evrim Güven
  • İşveren: Summa
  • Cephe Danışmanı: CWG
  • Fotoğraflar: Emre Dörter
  • İnşaat Başlangıç Yılı: 2022
  • İnşaat Bitiş Yılı: 2024
  • Toplam İnşaat Alanı: 78.887 m²
Görsel

BBMD | Bingöl Barka Mimarlık ve Danışmanlık tarafından tasarlanan Alan Kadıköy, bir  sahne sanatları yapısı.

 

Alan Kadıköy, 2016 yılında Kadıköy Belediyesi’nin çağdaş bir kültür tesisi yapma isteği ile çalışmaları başlamış, temel ilkelerin geniş bir katılımla belirlendiği bir tasarım sürecinin ürünü olan bir tiyatro yapısı. 

 

Tasarım sürecinde ana yaklaşım, hem zaman içerisinde oluşabilecek her türlü değişime ve farklı taleplere kolaylıkla adapte olabilen esnek bir iç mekan düzenine ve buna eşlik eden güçlü bir altyapıya, hem de zamanın etkilerine karşı dayanıklı bir yapı kabuğuna sahip bir bina elde edilmesidir. 

 

Tiyatro yapısı zemin üzerinde ve altında üçer kattan oluşmaktadır. Zemin üzerinde; giriş kolonadı, üst üste konumlandırılmış iki salon ve bu salonlara hizmet veren bir yönde salon önü, diğer yönde ise salon arkası olarak tanımlanabilecek dört ana bileşen yer almaktadır. 

 

Alan Kadıköy özetle, yerel yönetim tarafından üretilmiş, özellikle sahne sanatlarına ev sahipliği yapacak, sanatçılara özgürce tiyatral mekanı düzenleme imkanı veren ve altyapısal anlamda üst düzey donanıma sahip dayanıklı bir hangar yapısı olarak nitelenebilir.  


Projede Kullanılan Şişecam Ürünleri: Şişecam Climax T 71, Şişecam SafeProtec Ultra Clear


Proje Künyesi:

 

  • Proje Yeri: Kadıköy, İstanbul
  • Proje Ofisi: BBMD | Bingöl Barka Mimarlık ve Danışmanlık
  • Tasarım Ekibi: Özgür Bingöl, İlke Barka 
  • Mimari Proje Ekibi: Merve Şen, Pınar Kılıç
  • İşveren: Kadıköy Belediyesi
  • Fotoğraflar: Cemal Emden 
  • İnşaat Başlangıç Yılı: 2018
  • İnşaat Bitiş Yılı: 2020
  • Toplam İnşaat Alanı: 8.291 m²
Görsel

Müzeler ve sanat galerileri tasarlarken mimarların karşılaştığı en zorlu ikilem şudur: Paha biçilemez bir eseri zamanın, iklimin ve insanın yıpratıcı etkisinden nasıl korursunuz ve aynı zamanda onu sanki hiçbir engelin arkasında değilmiş gibi en saf haliyle nasıl sergilersiniz?


İşte bu ikilem, müze mimarisinde camı sadece bir yapı malzemesi olmaktan çıkarıp, eserin ruhunu koruyan aktif bir mühendislik bileşenine dönüştürür. Modern müzecilikte cam; bir yandan tarihi tozdan, UV ışınlarından ve iklim dalgalanmalarından koruyan görünmez bir kalkan olurken, diğer yandan yapının kentle kurduğu o davetkar şeffaflığı inşa eder.

 

Eserlerin Koruyucusu: İç Mekan ve Vitrin Sistemleri


Müze iç mekanlarında ve sergileme ünitelerinde cam seçimi, tamamen görünmezlik ve güvenlik üzerine kuruludur. İdeal bir vitrin camından beklenen en temel performans; yüksek ışık geçirgenliği ile eserin dokusunu ve renklerini yüksek renk sadakatiyle yansıtması, aynı zamanda tablolardaki boyaların solmasına neden olan zararlı UV ışınlarını bloke etmesidir.


Ziyaretçinin eserle kurduğu o derin görsel bağı kesintiye uğratmamak adına yansımaların minimize edilmesi, modern sergileme ünitelerindeki cam mühendisliğinin temelini oluşturur.

 

Kente Açılan Kapı: Müze Cephelerinde İklim ve Güvenlik


Bugünün kültür yapıları eserlerin saklandığı kapalı kutular değil; kentin sosyal dokusuna karışan, şeffaf ve anıtsal yaşam alanlarıdır. Bu şeffaflığı sağlayan cephe camları ise devasa bir iklimsel ve statik yükü omuzlamak zorundadır. Rüzgar, kar, sismik hareketler ve yoğun güneş ışığına karşı cepheler; yüksek performanslı, çok katmanlı, düşük emisyonlu lamine güvenlik camlarıyla donatılır.


Şişecam Climax T, Ecosol T, Duosol T gibi cephede kullanılan temperlenebilir camlar, standart camlara kıyasla 5 kata kadar daha fazla dayanıklılık sunarken, aralarındaki özel PVB tabakasıyla üretilen Şişecam Lamine Camlar, şiddetli bir darbede kırılsalar dahi dağılmayarak müze içindeki hem ziyaretçi hem de eser güvenliğini garanti altına alır.

 

Örneklerle Sanata Dokunmak: İstanbul'un İkonik Resim Heykel Müzeleri 

Görsel
Görsel
Görsel

Teorik mimari gereksinimlerin pratiğe nasıl dönüştüğünü anlamak için, Türkiye'nin en prestijli sanat rotalarına, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi ile Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi projelerine yakından bakmak yeterlidir. Her iki yapı da yüksek şeffaflığı, ileri düzey emniyeti ve iklim kontrolünü Şişecam’ın inovatif ürünleriyle sağlamıştır.


İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nde, eşsiz sanat eserlerinin sergilendiği ortamın iklimsel dengesini korumak için temperlenebilir bir ısı kontrol camı olan Şişecam Climax T 71 tercih edilmiştir. Bu özel kaplamalı cam mekanın ihtiyaç duyduğu ısı yalıtımını sağlarken, yüksek ışık geçirgenliği sayesinde eserlerin doğal ışık altında maksimum şeffaflıkla algılanmasına olanak tanır.


Tarihi dokunun modern sanatla buluştuğu Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi’nde ise güvenlik en üst seviyeye taşınmıştır. Projede kullanılan Şişecam SafeProtec Ultra, olası kırılma, kaza veya fiziksel müdahale durumlarında camın dağılmasını engelleyerek, paha biçilemez koleksiyonlar için fiziksel ve görünmez bir zırh görevi üstlenir.

 

Kültür yapılarında cam, sadece ziyaretçi deneyimini iyileştiren estetik bir köprü değil; tarihi yarına eksiksiz taşıyan teknolojik bir muhafızdır.

:
Şeffaf Bülten 1. Sayı

Düz Cam

 

 

Ben Şişecam Yatırımcı İlişkileri Asistanı, size nasıl yardımcı olabilirim?
i